Türk Kadının Seçme Ve Seçilme Hakkını Kazanmasının 82. Yıldönümü

1923’te Cumhuriyetimizin kurulması ile birlikte Atatürk kadın meselesini ele almaya başlamış, Medeni Kanunun 1926 yılında kabulü ile aile hayatına yenilikler getirmiş ve kadına erkekle eşit haklar tanımıştır. Bu haklar sırasıyla;

1930’da yeni Belediye Kanunu kabul edilmesiyle kadınlara  “Seçimlere katılma, belediye meclislerine üye olma, seçimlerde aday olma hakkı” ,1933 yılında çıkarılan Köy Kanunuyla muhtar seçme ve köy heyetine seçilme,daha sonra 3 Aralık 1934’te Anayasadaki “her erkek Türk” ifadesi “kadın, erkek her Türk” şeklinde değiştirilmiş ve meclise kanun teklifi yapılmıştır. Ve nihayet 5 Aralık 1934’te de Türkiye Büyük Millet Meclisi kadınlara seçme ve seçilme hakkını tanıyan yasayı kabul ederek, Türk kadınına yasalar önünde erkeklerle eşit haklar verilmiştir.

Bu hakların verilişinin 82. Yıldönümünde ; Dünya Ekonomik Forumu tarafından hazırlanan Cinsiyet Eşitliği Raporu’nda ( 26.10.2016) ; Türkiye, kadın erkek eşitliğinde 142 ülke arasında  130. sırada yer alıyor. Türkiye, kadınların siyasete katılımı kategorisinde de 105’inci sıradan 113’üncü sıraya geriledi. Meclisteki kadın milletvekili sayısı ile 2015 yılında 145 ülke arasında  85’inci sırada yer bulan Türkiye 2016 yılı raporunda 100’üncü sıraya geriledi. 1 Kasım seçimlerinin ardından Türkiye’de meclisteki kadın milletvekili sayısı 98’den 81’e gerilemişti. Kadınların eğitim oranı ile 2015 yılı raporunda küresel çapta 105’inci sırada gelen Türkiye, bu yıl 109’uncu sıraya geriledi. Rapora göre Türkiye’de en az ilkokul mezunu olan kadınların oranı yüzde 92.

Ülkemizde açıklanan son istatistiklere gore de  kadının sosyal yaşantısına göz attığımızda aşağıdaki görünen korkunç tablo ile de karşı karşıyayız.

  •      2002’den bu yana 18 yaş altı hamileliklerin 440 bin’e ulaşmış,
  •      2012 yılında çocuk işçisi sayısı 893 bine çıkarken bu çocukların yarısına yakınının ücretsiz olarak çalıştırılmakta,
  •      2003 ve 2010 arasında kadın cinayetlerinin %1400 artmış,
  •      Tecavüz vakaların 2004 ve 2014 arasında 14 kat arttığı ve mağdurlarının yarısı çocuk olduğu açıklanmıştır.

Bütün bu rakamlar gösteriyor ki ne yazık ki bunca sene sonra ülkemiz kadın eşitliğinde Atatürk düşünce ve devrim sistemini toplumsal hayata geçirememiş ve bunlar sadece kağıt üzerinde kalmıştır.

Tüm bu olumsuz tabloya rağmen, geçtiğimiz haftalarda gündeme gelen ve tecavüz mağduruyla evlenildiği taktirde cezanın ertelenmesini öngören skandal önergeye karşı Cumhuriyet kadınlarının cesur mücadeleleri göstermiştir ki, kadınlarımız akıl ve bilime dayalı Cumhuriyet devrimleriyle elde ettikleri haklarından hiç bir zaman vazgeçmeyecekler ve tekrar ortaçağ anlayışına sürüklenilmeye  karşı  sessiz kalmayacaklardır.

Bu önerge skandalı yeni atlatılmışken, 29 Kasım akşamı yaşadığımız ve unutamayacağımız Adana Aladağ ilçesinde çıkan yangın sonucu, 11 kız çocuğumuz ve 1 yurt görevlisinin yanarak yaşamlarını yitirmeleri, devletin üstlenmesi gerektiği sorumlulukları  ihmal edip, tarikat ve cemaatlere göz yumması neticesinde  çocuklarımızın can güvenlikleri sağlanamamış, hepimizin içini yakan bir felaketle son bulmuştur. Hayatlarını kaybeden çocuklarımızın son yolculuklarına yolların bakımsız olması nedeniyle uğurlanamamaları, bu görev ihmalinin ayrı bir kanıtı olmakla birlikte, acı facianın üzerine ayrı bir utanç katmıştır.

Kadına şiddetin, tacizin, cinayetlerinin ve mahalle baskısının korkunç derecede arttığı son 14 yılda; kadına yapılan bu baskı ve şiddetle toplumun susturularak esas olarak Cumhuriyetin hedef alındığı bir noktadayız. Çünkü Cumhuriyet en önemli devrimlerini kadın hakları üzerinde yapmıştır. Bu yüzdendir ki ortaçağ karanlığına götürülmek istenilen bir toplum ancak ve ancak kadınların susturulmasıyla gerçekleştirilir. Ne acıdır ki, uzun zamandır ülkemizde planlanan ve hayata geçirilmek istenen oyun da budur. Ancak, Cumhuriyet kadınlarımızın eşitlik savaşını ve kaybetmekte oldukları haklarını bu sefer kendi mücadeleleriyle geri alacağına inancımız tamdır. Yeter ki Büyük Önderimizin şu sözlerini unutmayalım:

“Kadınlarımız için asıl mücadele alanı, asıl zafer kazanılması gereken alan, biçim ve kılıkta başarıdan çok, ışıkla, bilgi ve kültürle, gerçek faziletle süslenip donanmaktır. Ben muhterem hanımlarımızın Avrupa kadınlarının aşağısında kalmayacak, aksine pek çok yönden onların üstüne çıkacak şekilde ışıkla, bilgi ve kültürle donanacaklarından asla şüphe etmeyen ve buna emin olanlardanım.” –

Jale Özer

İngiltere Türk Dernekleri Federasyonu ve İngiltere ADD Başkanı

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *